
"...Bir solukta yazmalısın" demişti. "Geriye dönüp bakmamalısın. Güzel mi çirkin mi düşünmemelisin. Okuyup da vaz geçmemelisin. Virgülüne bile dokunmamalısın. Dekore etme sevdalısı olmamalısın..."
Ha'di deneyelim. Bir solukta dökülenleri, eğriliğine büğrülüğüne bakmadan post edelim. Dönüp de dekore etmeyelim...
Masmavi. Ama iki yanında, biraz koyu, biraz açık; Gri ! Hatta uzaklarda bir yerde, altın sarısı bir bulutun üzerinde, şahane bir koyu mavi. İşte böyle bir sabaha uyandım. Çıktım. Gittim. Gördüm. Geri geldim.
Aklımda kalan pembe eşofmanlı orta yaşlı bir kadın oldu. Kulaklarında walkman, bir kaç zarif kelime ve disiplinli bir tebessüm. Yürüyüşe çıkıyordu. Şehrin uyuduğu bir saatte, kendiyle başbaşa. Belli ki sade bir yürüyüş değil bu. Kendini keşfetme seferi. Üstelik ilk defa çıkılmadığı da besbelli.
Bir de yaşlı bir adam. Kendini saklamak için büyük bir sessizlik içinde. Parmağında yeşil taşlı bir yüzük. Gözlerinde derin bir sır. Başını kaldırıp tebessüm etmese, fark edilesi bir adam değil. Sıradan kıyafetler, sıradışı gözler.
Ajansımda yeni misafirlerim var bu aralar. (Buraya nasıl geldin yukarı paragraftan demeyin sakın. Hatırlayın. Bir solukta dökülesi kelimeler bunlar. Tamamı saçmalık olabilir yani :) Misafirlerimden biri, henüz bir günlükken, bir elmas keşfetmiş iç dünyasından. Şu maviliğe gidiyor aklım. hemen yanındaki gri bulutun içindeydi herhalde. Oradan çıkarmış olmalı diyorum gülümseyerek.
Bir kedi çıkıyor önüme, kucağıma alıyorum. 3 adam kahvaltı ediyor sokağın ortasında. uzaktan bakıyorum. Yolu kapamışlar, Kadıköy'e iniyorum. Jenny beğenmiş, daha az yeyip, dua edip sevmemi. Hepsinin bir anlamı var. Belli ki mavi'nin içinde saklı. Hem de her biri...
Oldu olacak, tam yapayım şu işi. Bir de resim bulayım bu laf dinlemiş yazıma. "Bir Mavi'yle bir Soluk" nasıl resmedilmişse google'ın sayfalarında, merak etmeyeyim uydu mu, uymadı mı diye...