
(rosa parks - 1956 / beraat kararından hemen sonra)
Çok soğuk bir gündü. Otobüs durağa yanaştığında koltukların çoğu boştu. Rosa, arka koltuklardan birine oturdu. Bir kaç durak sonra her yer doldu. Yeni binen yolculardan biri Rosa'nın yanına geldi ve kalkmasını istedi. Çünkü o bir beyaz'dı, Rosa ise siyah...
Rosa yerinden kalkmadı. Polis o'nu tutukladı. Birleşik Devletler yasası açıktı. "Bir otobüste siyahlar arkaya oturur ve bir beyaz bindiğinde boş koltuk yoksa yerini verir." Suçunun savunulacak bir tarafı yoktu. Tartaklanarak, sürüklenerek götürüldü.
Bu müthiş cesaretine rağmen Rosa'nın ismi, 1955'ten bu yana çoktan unutulurdu (eğer Dr. Martin Luther King olmasaydı)
...
Bugün "Apollo stüdyoları" ile ilgili bir şey geçti elime. Ella Fitzgerald'ın ilk sahnesini seyrettim. Jacksons, Robinson ve nihayet Obama'nın şu meşhur seslenişi...
Ve düşündüm; dünyanın yeni liderini kimin düşlediğini bir kez daha düşündüm. Evet doğru. Doktor "I have a dream..." diye başlayan o akıllardan çıkmayan konuşmasında Obama'ya seçimi taa o günlerde kazandırmıştı ama...
Gerçek dreamer... Rosa Parks'tı.